İçeriğe geç

Çekim yasası gerçekten işe yarıyor mu ?

Bugün sizlerle “Çekim yasası gerçekten işe yarıyor mu” konusunda işinize yarayabilecek bilgileri paylaşacağız.

Çekim Yasası Gerçekten İşe Yarıyor mu? Evrenle Pazarlık Masasına Oturan Bir İzmirlinin Hikâyesi

Benzer Bir Yazı: Tufan Bey kimdir ?

Sabah alarm çalıyor. Telefonu elime alıyorum, gözümü açmadan ilk düşündüğüm şey şu:

“Bugün harika bir gün olacak.”

Sonra beş saniye geçiyor.

“Acaba kahve biter mi?”

İşte benim çekim yasası maceram tam olarak böyle başladı. Bir yandan pozitif düşüncenin hayatı değiştirebileceğine inanmak isteyen, diğer yandan markette kasiyerin “bozuk paranız var mı?” sorusunu duyunca bütün özgüveni yerle bir olan 25 yaşında bir İzmirli olarak, uzun zamandır şu sorunun peşindeyim:

Çekim yasası gerçekten işe yarıyor mu?

Bu sorunun cevabını ararken bazen kendimi kişisel gelişim kitabının ortasına düşmüş gibi hissediyorum, bazen de kendi hayatımın komedi dizisindeki yan karakteri gibi.

Çünkü insan garip bir varlık. Pazartesi günü “Hayatımı tamamen değiştireceğim” diye karar alıp salı günü öğlen saat ikide hâlâ yatakta tavana bakarak “Belki de evren bana dinlenmem gerektiğini söylüyor” diyebiliyor.

Tabii evrenin gerçekten böyle bir mesaj gönderip göndermediği ayrı konu. Belki de evren sadece “Kalk artık, çarşamba oldu” diyordur.

Çekim Yasası Nedir? Evrene Sipariş Verme Sanatı mı?

Çekim yasası genel olarak düşüncelerimizin, enerjimizin ve inançlarımızın hayatımızdaki olayları etkilediğini savunan bir anlayış olarak bilinir. Yani neye odaklanırsak, hayatımızda onu daha fazla görmeye başlarız.

Mantıklı gelen tarafı şu: İnsan zihni gerçekten de odaklandığı şeyleri daha kolay fark eder.

Mesela yeni bir araba almaya karar verdiğinizde bir anda sokakta aynı modelden onlarca tane görmeye başlarsınız. Aslında arabalar bir gecede çoğalmamıştır. Beyniniz sadece daha önce önem vermediği bir detayı yakalamaya başlamıştır.

Ben bunu ilk fark ettiğimde çok etkilenmiştim.

Sonra kendi kendime dedim ki:

“Tamam, o zaman zengin olmaya odaklanıyorum.”

Ertesi gün cüzdanımı açtım.

Sonuç?

İki tane eski fiş, bir market kartı ve neden hâlâ sakladığımı bilmediğim bir sinema bileti.

Evren henüz finansal özgürlük paketini kargoya vermemişti.

İzmir’de Çekim Yasası Denemeleri: Biraz Deniz, Biraz Hayal, Biraz Da Gerçeklik

İzmir’de yaşayınca insanın pozitif düşünmeye daha yatkın olması gerekiyor gibi hissediyorum. Çünkü sabah işe giderken denizi görüyorsun, akşam gün batımına denk geliyorsun, arkadaşlarınla sahilde oturuyorsun.

Ama sonra pazartesi sabahı geliyor.

Trafik var.

Kahve dökülüyor.

Telefonun şarjı yüzde üç.

Ve insan içinden şöyle diyor:

“Ben dün evrene güzel enerji göndermiştim, bunun karşılığı bu muydu?”

Bir ara çekim yasasını ciddi ciddi uygulamaya karar verdim. Her sabah aynaya bakıp olumlu cümleler söyleyecektim.

İlk gün:

“Ben başarılıyım.”

İkinci gün:

“Ben güçlüyüm.”

Üçüncü gün:

“Ben harikayım.”

Dördüncü gün aynaya baktım ve aynadaki kişi bana şöyle baktı:

“Tamam kardeşim, önce şu saçları düzeltelim de sonra dünyayı fethederiz.”

Kendimle dalga geçiyorum ama burada önemli bir nokta var. Pozitif düşünmek, hayatın bütün sorunlarını sihirli şekilde yok eden bir düğme değil. Bazen insanlar çekim yasasını yanlış anlayıp sadece istemenin yeterli olduğunu düşünebiliyor.

Hayat biraz daha karmaşık.

Sadece “çok param olacak” diye düşünerek banka hesabının kendiliğinden dolmasını beklemek, spor salonuna gitmeden kas yapmayı beklemek gibi.

Keşke öyle olsa.

Düşünsene, sabah kahvaltıda iki yumurta yerine “fit olacağım” diyorsun, akşam aynada karın kasları çıkıyor.

İnsanlık tarihi boyunca böyle bir teknoloji olsaydı spor salonları muhtemelen kafeye dönüşürdü.

Çekim Yasası Gerçekten İşe Yarıyor mu? İşin Psikolojik Tarafı

Bu noktada biraz ciddi düşünmek gerekiyor.

Çekim yasasının bilimsel olarak evrenin düşüncelerimize göre olayları düzenlediği fikri tartışmalı bir konudur. Ancak pozitif düşünmenin ve hedef belirlemenin insan davranışları üzerinde etkisi olduğu bilinen bir gerçektir.

Çünkü düşüncelerimiz davranışlarımızı etkiler.

Bir insan sürekli “Ben hiçbir şeyi başaramam” diye düşünürse, farkında olmadan daha az deneme yapabilir. Daha az denediğinde de başarı ihtimali düşer.

Ama “Bunu deneyebilirim” diyen biri daha fazla adım atabilir.

Asıl değişim belki de burada başlar.

Yani mesele sadece evrene mesaj göndermek değil, kendine farklı bir hikâye anlatmaya başlamaktır.

Ben bunu kendi hayatımda çok yaşadım.

Bir dönem her konuda en kötü ihtimali düşünürdüm.

Arkadaşım mesaj atmaz:

“Kesin bana kızdı.”

İşten mail gelir:

“Kesin kötü haber.”

Telefon çalar:

“Kesin bir sorun var.”

Sonra fark ettim ki beynim sürekli acil durum alarmı veriyor.

Sanki evimde yangın yok ama ben elimde yangın tüpüyle koltukta oturuyorum.

Arkadaş Ortamında Çekim Yasası Muhabbetleri

Arkadaş grubunda böyle konular açıldığında herkesin farklı bir yorumu oluyor.

Bir gün sahilde otururken konu çekim yasasına geldi.

Arkadaşım:

“Ben artık tamamen olumlu düşünüyorum. Hayatıma güzel şeyler çekiyorum.”

Ben:

“Nasıl yani? Mesela geçen hafta eski sevgilinin mesaj atmasını mı çektin?”

Arkadaşım:

“Orası biraz karışık.”

Güldük.

Çünkü insan bazen gerçekten istediği şeyle korktuğu şeyi birbirine karıştırabiliyor.

Bir şeyi istemek güzel ama sürekli o şeyin eksikliğine odaklanmak insanı yorabiliyor.

Örneğin “Mutlu olmak istiyorum” diye sürekli mutsuzluğunu analiz etmek, bazen insanı daha da yoruyor.

Bazen hayatı biraz akışına bırakmak gerekiyor.

Her şeyi kontrol etmeye çalışırken hayatın güzelliklerini kaçırabiliyoruz.

Çekim Yasası ve Günlük Hayatta Küçük Değişimler

Bence çekim yasasının en işe yarayan tarafı küçük alışkanlıklarda ortaya çıkıyor.

Sabah güne nasıl başladığınız önemli.

Kendinizle nasıl konuştuğunuz önemli.

Bir hata yaptığınızda kendinize nasıl davrandığınız önemli.

Ben eskiden küçük bir hata yaptığımda hemen kendime yüklenirdim.

Bir gün bilgisayarda yanlış dosyayı sildim.

İlk düşüncem:

“Ben gerçekten beceriksizim.”

Sonra durup düşündüm.

“Bir dosya silmiş olabilirim ama bu hayatımın genel özeti değil.”

İşte belki çekim yasasının bana öğrettiği en güzel şey buydu.

Kendime karşı daha iyi konuşmayı öğrenmek.

Çünkü insan gün içinde en çok kendisiyle konuşuyor.

Ve sürekli yanında olan bir insan varsa, o da yine kendisi.

Kendine kötü davranan biriyle 24 saat yaşamak oldukça zor.

Evrene Güvenmek mi, Çalışmak mı?

Bence cevap ikisi arasında dengede.

Sadece hayal kurup hiçbir şey yapmamak gerçekçi değil.

Ama sadece çalışıp hiçbir zaman umut etmemek de insanı yoruyor.

Hayatta bazen bir hedef belirlemek, ona inanmak ve sonra harekete geçmek gerekiyor.

Bir örnek vereyim.

Bir gün daha sosyal biri olmaya karar verdim.

“Artık yeni insanlarla tanışacağım” dedim.

Sonra?

Evde oturdum.

Çünkü plan mükemmeldi.

Sadece uygulama kısmı biraz eksikti.

Sonra fark ettim ki hayat kapıyı çalıp “Merhaba, ben senin yeni arkadaş çevrenim” demiyor.

Bazen dışarı çıkmak gerekiyor.

Bazen konuşmaya başlamak gerekiyor.

Bazen de saçma bir espri yapıp insanların gülmesini beklemek gerekiyor.

Gerçi benim espri seviyem bazen tartışmalı.

Bazı arkadaşlarım gülüyor.

Bazıları da “Bunu neden söyledin?” bakışı atıyor.

Ama olsun.

En azından enerji gönderiyorum.

Çekim Yasası Gerçekten İşe Yarıyor mu? Son Kararım

Bu soruya kesin bir cevap vermek kolay değil.

Eğer çekim yasasından kasıt, sadece koltukta oturup istediğimiz şeylerin gökten düşmesini beklemekse, hayır.

Hayat böyle çalışmıyor.

Ama çekim yasası sayesinde daha umutlu düşünmek, hedef belirlemek, fırsatları fark etmek ve kendimize daha iyi davranmak mümkün mü?

Bence evet.

Belki evren gerçekten düşüncelerimizi dinleyip bize küçük işaretler gönderiyordur.

Belki de beynimiz doğru yerlere bakmayı öğreniyordur.

Belki ikisinin arasında bir yerde güzel bir gerçek vardır.

Sonuçta hayat biraz gizemli, biraz komik ve biraz da plansız.

Bugün istediğiniz şey olmayabilir.

Yarın hiç beklemediğiniz bir fırsat çıkabilir.

Bazen en güzel gelişmeler, büyük planlar yapmadığınız anda gelir.

Ben artık her sabah aynaya bakıp “Bugün mükemmel olacak” demiyorum.

Daha gerçekçi bir cümlem var:

“Bugün elimden geleni yapacağım, gerisini de fazla kafaya takmayacağım.”

Tabii bunu söyledikten sonra bazen yine üç saat geleceği düşünüyorum.

Çünkü ben benim.

İzmir’de yaşayan, arkadaş ortamında sürekli şaka yapan ama gecenin bir yarısı “Acaba beş yıl sonra hayatım nasıl olacak?” diye düşünen klasik bir insanım.

Belki çekim yasasının sırrı da burada.

Kendini tamamen değiştirmeye çalışmak yerine, kendini anlamaya başlamakta.

Çünkü bazen hayatımıza çekmemiz gereken en önemli şey para, başarı ya da şans değil.

Biraz huzur.

Biraz cesaret.

Biraz da kendimize gülmeyi bilmek.

Gerisi zaten yavaş yavaş yolunu buluyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

beylikduzu escort beylikduzu escort avcılar escort taksim escort istanbul escort şişli escort esenyurt escort gunesli escort kapalı escort şişli escort
Sitemap
ilbet girişfamecasino girişgrandoperabetwww.betexper.xyz/